<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Sağlık Çorlu.org</title>
	<atom:link href="http://saglik.corlu.org/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://saglik.corlu.org</link>
	<description>sağlıklı bir yaşam için</description>
	<pubDate>Sat, 03 Jan 2009 10:52:20 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Soya herkes için &#8220;sihirli gıda&#8221; değil!</title>
		<link>http://saglik.corlu.org/2009/01/03/s693-soya-herkes-icin-sihirli-gida-degil.html</link>
		<comments>http://saglik.corlu.org/2009/01/03/s693-soya-herkes-icin-sihirli-gida-degil.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 Jan 2009 10:51:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://saglik.corlu.org/?p=693</guid>
		<description><![CDATA[Bazıları soyanın mucizevi olduğunu düşünse de, göğüs kanseri riski taşıyan kadınların ve böbrek taşı olanların bu besinden uzak durmasında fayda var. En iyisi; soyayı &#8216;işlenmemiş&#8217; haliyle tüketmek..
Soya sütü gerçek sütten daha mı sağlıklı? &#8216;Tofurkey&#8217; (vejetaryenler için soya bazlı bir gıdayla hazırlanan hindi taklidi) size, gerçek hindiden daha fazla mı yarar sağlıyor? Bir &#8217;sağlık besini&#8217; olarak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bazıları soyanın mucizevi olduğunu düşünse de, göğüs kanseri riski taşıyan kadınların ve böbrek taşı olanların bu besinden uzak durmasında fayda var. En iyisi; soyayı &#8216;işlenmemiş&#8217; haliyle tüketmek..</p>
<p>Soya sütü gerçek sütten daha mı sağlıklı? &#8216;Tofurkey&#8217; (vejetaryenler için soya bazlı bir gıdayla hazırlanan hindi taklidi) size, gerçek hindiden daha fazla mı yarar sağlıyor? Bir &#8217;sağlık besini&#8217; olarak tanınan soya üzerinde çalışan araştırmacılar, bu konuda ebeveynlerle gençlerin gece sokağa çıkma konusunda tartıştığından daha fazla tartışıyor. Ve benzer sonuçlara varıyor&#8230; Bazı uzmanlar, bu fasulyenin kalbi tehdit eden kötü kolesterolü düşürdüğünü, göğüs ve prostat kanseri riskini azalttığını, kemikleri güçlü tuttuğunu ve menopoz döneminde sık görülen &#8216;ateş basmalarını&#8217; dindirdiğini söylüyor. Ama soyanın bunlardan hiçbirini yapmadığına dair, eşit miktarda kanıt da var. Bazıları da, hormona benzer &#8216;isoflavone&#8217; adlı 50 karışım içeren soyanın, tehlikeli olabileceğini, hatta bazı kanser türlerini tetiklediğini düşünüyor.</p>
<p>Kalbe iyi geliyor ama&#8230;<br />
Peki, bizim görüşümüz nedir? Şöyle cevaplayalım: Soya sihirli değil! İçerdiği &#8216;isoflavone&#8217; konsantresi; yetiştiği toprağa, ne kadar yağmur aldığına göre değişiyor. Yani soyayı sağlıksız bir diyete eklemek yanlışı ortadan kaldırmıyor. Bazı insanların da &#8216;hakkında daha fazla bilgi edinene kadar&#8217; soyadan sakınması gerekiyor. Bu arada, bu &#8216;iç çatışma&#8217;, soyanın gerçek hastalıkla mücadele yönünü gizliyor. Doymuş yağ, yüksek kalitede protein ve lif açısından zengin besin profili, soyayı; kalp hastalıklarına yol açan, diyabete ve diğer rahatsızlıklara yol açan gıdaların yerine geçecek harika bir yiyecek yapıyor. Soyayı; kalbi yoran, beli kalınlaştıran çizburgerlerin, cipslerin, soslu bifteklerin ve milk shakelerin yerine koymak oldukça akıllıca. Bir tavsiye daha: Kırmızı et yerine soya yiyen kadınlar, kan şekerlerini ve kötü kolesterolü düşürüyor. Ama kahvenize soya sütü yerine gerçek süt koyarsanız bir şey kaçırmıyorsunuz. Aslında, gerçek süt daha fazla protein ve kalsiyum içeriyor. İşte soyayla ilgili bilmeniz gereken birkaç şey daha:</p>
<p>Göğüs kanseri riskini artırır<br />
* Göğüs kanseri riski taşıyorsanız, ekstra soya tüketmekten kaçının. Sürdürülen birçok araştırma, soyanın riski artırıp artırmadığına dair netlik sağlayabilir. Ama şu an için göğüs kanseri açısından yüksek risk taşıyan kadınların soyadan ve içerdiği &#8216;isoflavone&#8217; maddesinden uzak durması gerekiyor. Özellikle, besin takviyesi formunda olanlardan&#8230;</p>
<p>* Hatta bazı araştırmacılar, menopozdaki tüm kadınların soyadan ve soya içeren tüm doğal hormon takviyelerinden uzak durmasını öneriyor. Çünkü bu maddeler göğüs kanseri riskini yükseltebilir.</p>
<p>* Böbrek taşınız varsa da, soya tüketimini sınırlayın. Çünkü soya; oksalik asit açısından zengindir. Bu asitler de, kalsiyum bazlı yeni taşlar üretebilir. Eğer &#8217;sınırlanmış oksalik diyeti&#8217;ndeyseniz, soyayı kısıtlamanız gerekir.</p>
<p>* Soyanın &#8216;taneli&#8217; haline ise yakın durabilirsiniz. Araştırmalar, soyanın gücünün orijinal fasulye tanesindeki vitaminlerin dengeli karışımından, minerallerden, protein, yağ ve liften geldiğini; soya içerikli takviyelerin bunları içermediğini öne sürüyor.</p>
<p>PROF. DR. MEHMET ÖZ</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://saglik.corlu.org/2009/01/03/s693-soya-herkes-icin-sihirli-gida-degil.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Beyninizi besliyor musunuz?</title>
		<link>http://saglik.corlu.org/2008/12/25/s690-beyninizi-besliyor-musunuz.html</link>
		<comments>http://saglik.corlu.org/2008/12/25/s690-beyninizi-besliyor-musunuz.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Dec 2008 09:08:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>

		<category><![CDATA[Beyin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://saglik.corlu.org/?p=690</guid>
		<description><![CDATA[- İnsan beyni hayvanlarda görülmeyen bilinç, konuşma, sevinç, üzüntü gibi olayların da bir merkezi. Dış dünya ile olan maddi ve manevi bütün ilişkiler, duyular aracılığı ile beyne iletilir, orada değerlendirilir ve vücudun gerekli tepkiyi göstermesi ayarlanır.
- Dr. Patrick Holford, beyin ve beslenme ilişkisi konusunda birçok çalışması olan bir uzman. Bu konuyla ilgileniyorsanız mutlaka aşağıdaki testleri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>- İnsan beyni hayvanlarda görülmeyen bilinç, konuşma, sevinç, üzüntü gibi olayların da bir merkezi. Dış dünya ile olan maddi ve manevi bütün ilişkiler, duyular aracılığı ile beyne iletilir, orada değerlendirilir ve vücudun gerekli tepkiyi göstermesi ayarlanır.</p>
<p>- Dr. Patrick Holford, beyin ve beslenme ilişkisi konusunda birçok çalışması olan bir uzman. Bu konuyla ilgileniyorsanız mutlaka aşağıdaki testleri çözmenizi öneriyor. Kendinizi çok iyi hissetseniz de, duygu durum dalgalanmalarınız gibi başka bir ruh sağlığı sorununuz olsa da beyniniz için ihtiyacınız olan beş kritik öğe var:</p>
<p>- Glikozunuzu dengeleyin, bu beyniniz için gereken yakıt.</p>
<p>- Temel yağlar, beyninizin “yağını” yeterli tutmak için şart.</p>
<p>- Fosfolipidler, yani hafıza molekülleri beyninize güç verir.</p>
<p>- Aminoasitler, beynin habercileridir, iletileri sağlarlar. Akıllı besinler, zihne “ince ayarını” yapan vitamin ve mineraller içerir.Aşağıdaki testin her bölümünde 10 soru var. Eğer beş veya daha fazlasına “evet” diyorsanız beyninizi iyi besleyemiyorsunuz anlamına geliyor.</p>
<p>Glikoz Kontrol Testi</p>
<p>1. Genelde kepekli / tam tahıllı yerine beyaz ekmek, pirinç veya hamur işi mi tercih edersiniz?</p>
<p>2. Karbonhidratlı ve şekerli yiyecekleri canınız çeker mi?</p>
<p>3. Gün boyunca belirli aralıklarla şekerli çay kahve ve soğuk şekerli içecekler veya sigara içer misiniz?</p>
<p>4. Meyve sebze veya şekerli karbonhidratları yanında proteinli bir besin olmadan da yer misiniz?</p>
<p>5. Öğünler içinde özellikle kahvaltıyı atlar mısınız?</p>
<p>6. Dinlenmemiş ve yorgun uyanır mısınız veya kendinize gelmek için sabahları çay, kahve, sigara gibi bir şeye ihtiyaç duyar mısınız?</p>
<p>7. Gün içinde sıklıkla uykulu hisseder misiniz?</p>
<p>8. Bazen yaptığınız işe konsantrasyonunuzu kaybeder misiniz?</p>
<p>9. Eğer sık yemezseniz sersemlemiş veya sinirli hisseder misiniz?</p>
<p>10. Enerjiniz olmadığı için egzersizden ve hareket etmekten kaçınır mısınız?</p>
<p>1. Yağlı balıkları (somon, alabalık, sardalye, ringa, uskumru veya taze ton) haftada birden az mı yersiniz?</p>
<p>2. Yağlı tohum ( ceviz, fındık) veya onların soğuk sıkılmış yağlarını haftada üçten az tüketir misiniz?</p>
<p>3. Çoğu günler et veya süt ürünü yer misiniz?</p>
<p>4. Haftada üç kez veya daha fazla işlenmiş veya kızarmış yiyecekler (hazır öğünler, cips, gevrek gibi) yer misiniz?</p>
<p>5. Kuru veya pütürlü bir cildiniz var mı?</p>
<p>6. Zayıf bir hafızanız var mı?</p>
<p>7. Göğüs hassasiyetinden şikâyetçi misiniz?</p>
<p>8. Su toplamaktan şikâyetçi misiniz?</p>
<p>9. Kuru, sulu veya kaşınan gözleriniz olmasından şikayetçi misiniz?</p>
<p>10. Artirit gibi inflamatuvar bir sağlık sorununuz var mı?</p>
<p><strong>Fosfolipid kontrol testi</strong></p>
<p>1. Haftada bir kereden az mı balık yiyorsunuz?</p>
<p>2. Haftada üç kereden az mı yumurta yiyorsunuz?</p>
<p>3. Haftada üçten az mı ciğer, soya / tofu veya yemiş yiyorsunuz?</p>
<p>4. Günde 5 gramdan az mı lesitin alıyorsunuz?</p>
<p>5. Hafızanız kötüleşiyor mu?</p>
<p>6. Bazen bir şey ararken neyi aradığınızı unutuyor musunuz?</p>
<p>7. Kafanızdan hesap yapmak zor geliyor mu?</p>
<p>8. Konsantre olmakta bazen güçlük çekiyor musunuz?</p>
<p>9. Depresyona eğiliminiz var mı?</p>
<p>10. “Yavaş” mı öğrenirsiniz?</p>
<p>Aminoasit kontrol testi</p>
<p>1. Her gün bir porsiyondan az mı proteinden zengin yiyecek (et, süt, balık, yumurta) yiyorsunuz?</p>
<p>2. Her gün bitkisel protein kaynağı olan sebzelerden (fasulye, mercimek, yağlı tohumlar, kuruyemişler, tam tahıllar vs.) iki porsiyondan az mı yiyorsunuz?</p>
<p>3. Vejetaryenseniz proteinli yiyeceklerle yukarıdaki yiyecekleri nadiren mi bir arada tüketiyorsunuz?</p>
<p>4. Fiziksel olarak çok aktif misiniz?</p>
<p>5. Depresyon veya sinirlilikten mustarip misiniz?</p>
<p>6. Sıklıkla yorgun musunuz?</p>
<p>7. Bazen konsantrasyonunuzu kaybediyor musunuz veya zayıf bir hafızanız mı var?</p>
<p>8. Kan basıncınız düşük mü?</p>
<p>9. Saçınız ve tırnaklarınız yavaş mı uzar?</p>
<p>10. Sürekli aç mısınız veya sıklıkla hazımsızlık çeker misiniz?</p>
<p>Akıllı besin kontrol testi</p>
<p>1. Günde beş porsiyondan az taze meyve ve sebze mi tüketirsiniz?</p>
<p>2. Günde bir porsiyondan az mı koyu yeşil yapraklı sebze yersiniz?</p>
<p>3. Haftada üç porsiyondan az mı taze veya kurutulmuş tropik meyve yersiniz?</p>
<p>4. Haftada üç kereden az mı yağlı tohum (fındık ceviz badem) veya kavrulmamış yemiş yiyorsunuz?</p>
<p>5. Şu anda her gün bir multivitamin / mineral suplemanı almıyor musunuz?</p>
<p>6. Genelde kepekli/tam tahıllı yerine beyaz ekmek, pirinç veya hamur işi mi yersiniz?</p>
<p>7. Çoğu günler 1 kadeh alkolden fazlasını mı tüketirsiniz?</p>
<p>8. Anksiyete, depresyon veya sinirlilikten şikâyetçi misiniz?</p>
<p>9. Kas kramplarından şikâyetçi misiniz?</p>
<p>10. İki tırnağınızdan fazlasında beyazlıklar var mı?</p>
<p>kaynak : Dilara Koçak/ Milliyet</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://saglik.corlu.org/2008/12/25/s690-beyninizi-besliyor-musunuz.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Cilt güzelliği için doğal maskeler</title>
		<link>http://saglik.corlu.org/2008/11/14/s686-cilt-guzelligi-icin-dogal-maskeler.html</link>
		<comments>http://saglik.corlu.org/2008/11/14/s686-cilt-guzelligi-icin-dogal-maskeler.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 Nov 2008 11:20:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[öne çıkanlar]]></category>

		<category><![CDATA[cilt bakımı]]></category>

		<category><![CDATA[cilt güzelliği]]></category>

		<category><![CDATA[doğal maskeler]]></category>

		<category><![CDATA[maskeler]]></category>

		<category><![CDATA[selülit maskesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://saglik.corlu.org/?p=686</guid>
		<description><![CDATA[* Cildinizi beslemenin dışında canlandırıcı özelliği de olan maskeler, yüzün gençleşmesini, kan dolaşımının hızlanarak çalışmasını ve oksijenin yüz üstündeki dokulara erişmesini sağlar.
* Maskelerin hemen hepsinde su oranı yüksektir. Maske sürülünce suyun hemen uçmasını, cildin serinlemesini, rahatlamasını, gözeneklerin büzülmesini sağlar. Maske çıkarıldığında ise kan damarları açılır, cilt daha pembe gözükür. Genişleyen damarlar sayesinde alt deriye bol [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>* Cildinizi beslemenin dışında canlandırıcı özelliği de olan maskeler, yüzün gençleşmesini, kan dolaşımının hızlanarak çalışmasını ve oksijenin yüz üstündeki dokulara erişmesini sağlar.</p>
<p>* Maskelerin hemen hepsinde su oranı yüksektir. Maske sürülünce suyun hemen uçmasını, cildin serinlemesini, rahatlamasını, gözeneklerin büzülmesini sağlar. Maske çıkarıldığında ise kan damarları açılır, cilt daha pembe gözükür. Genişleyen damarlar sayesinde alt deriye bol kan gideceği için cilt düzelir, gözenekler kapanır, cildin görünüşünde belirgin bir güzelleşme olur.</p>
<p>* Maskenin etkisi geçici olmakla birlikte cilt yine de çalıştırılmış ve canlandırılmıştır. Güzellik ve sağlıklı görünüşe giden yol, ilk olarak cilt bakımından geçiyor. Aslında cildimize iyi davranmak hiç de zor değil. Hele her gün kendimize ayıracağımız birkaç dakikanın bize kazandıracağı inanılmaz yararları düşünüldükçe.</p>
<p><strong>Kuru ciltler için avakadolu yüz maskesi</strong></p>
<p>* Ezilmiş avokado yalnızca sıcak olana kadar çifte kaynatıcıda (büyük bir kap içindeki suyun içine konulan daha küçük ikinci bir kaptan oluşan ısıtma sistemi “ben-mari” usulü) ısıtılır. Nemlendirici, protein ve vitamin desteği sağlar.</p>
<p><strong>Kuru ciltler için havuçlu yüz maskesi</strong></p>
<p>* Rendelenen havuç, yarım fincan limon suyu, bir fincan nar suyu ile birlikte hafif ateşte on beş dakika karıştırılarak ısıtılır.</p>
<p>* Sular çekildikten sonra bir fincan ekşimiş süt ilâve edilerek beş dakika daha ateşte tutulup soğutulmaya bırakılır. Soğutulan karışım, krem kıvamına gelinceye kadar mısır unu ilâvesi ile yoğrulduktan sonra tekrar ısıtılarak bir çorba kaşığı bal ilâvesiyle bir süre karıştırılır.</p>
<p>* Kuru ciltler için besleyici olan havuçlu krem, yüz kısmına maske yapılarak uygulanır. Havuçlu krem maskesi, tatbik edilen yüzeyde asgari bir saat müddetle bırakıldıktan sonra ılık su ile yıkanarak temizlenir.</p>
<p><strong>Kuru ciltler ve kırışıklıklar için çilek maskesi</strong></p>
<p>* Bir avuç taze çilek ezildikten sonra yulaf unu ile birlikte karıştırılarak yoğrulur. Bir adet yumurta sarısı ile iki çorba kaşığı yoğurt çırpıldıktan sonra çilek hamuruna ilâve edilir.</p>
<p>* Hazırlanan karışıma güzel bir koku vermek için sardunya yağı ilâvesi ile krem kıvamına gelinceye kadar yoğrulur. Kuru ciltler için besleyici olan çilek kremi, yüz kısmına maske yapılarak uygulanır.</p>
<p>* Çilek maskesinin, aynı zamanda yüzdeki kırışıklıkların kaybolmasını sağlamakta etkin yararı vardır.</p>
<p><strong>Yağlı ciltler için havuç maskesi</strong></p>
<p>* Büzücü, A vitamini sağlar. Bir miktar limon suyu ile birlikte havuç talaşı yüz maskesi gibi doğrudan yüze uygulanabilir. Yağlı ciltler için çok iyidir.</p>
<p><strong>Nemlendirme ve parlaklık için gül maskesi</strong></p>
<p>* Üç avuç taze gül yaprağı beş dakika bir bardak saf suda pişirilerek ateşten indirilir. Dövülerek toz haline getirilen ıhlamur yaprağından bir çay kaşığı, taze kaymaktan bir çorba kaşığı ve süzme baldan bir tatlı kaşığı ilâve edilerek karıştırılır.</p>
<p>* Hazırlanan karışım krem kıvamına gelinceye kadar kestane unu ile birlikte yoğrulur. Cildin parlak, nemli ve güzel olmasını sağlayan gül kremi, yüze maske olarak ve tene sürülerek uygulanır.</p>
<p>* Gül güzellik kremi ve şampuan olarak kullanıldığında saçların ipek gibi parlak ve yumuşak olmasını sağlar.</p>
<p><strong>Parlaklık sağlayan bezelyeli maske</strong></p>
<p>* İki su bardağı dolusu taze bezelye, havanda iyice dövülüp ezildikten sonra üzüm pekmezi ile birlikte karıştırılır. Hazırlanan bu karışım bir kaba konularak yarım litre saf suda kaynatılır ve suları çekilinceye kadar pişirilir.</p>
<p>* Hazırlanan karışıma çırpılan yumurta akı ile yarım fincan ayçiçeği yağı ilâve edilir. Çok cıvık olmaması için bir miktar mısır unu ilâve edilerek maske kıvamına gelinceye kadar yoğrulur.</p>
<p>* Ten dokusu üzerinde parlaklık sağlayan bezelyeli maske, yatmadan önce cilde uygulanır. Sabahleyin yüz ılık su ile yıkanıp gülsuyu ile de kompres yapıldıktan sonra yeni bir güne başlanır.</p>
<p><strong>Doğal selülit maskesi</strong></p>
<p>Selülit maskesinin hazırlanışı: 2-3 tatlı kaşığı kadar susam yağına 1 ila 5 tatlı kaşığı kadar toz zencefili karıştırarak koyu bir krem kıvamına getirene kadar iyice karıştırınız.Bundan sonra selülitli bölgelerimize sürün.Sonrasında ise streçle hafif sıkı olacak şekilde sarın.30 dakika kadar bekleyin. Masaj yaparak biraz yedirin ve çıkartın.Bu selülit maskesini onbeş günde bir tekrarlayın.</p>
<p>Eğer bunları bulabilirseniz dahada iyi bir selülit doğal maskesi hazırlayabilirsiniz.</p>
<p>Dictamelia(bir çeşit kekik), deniz yosunu, guarana(Güney Amerika’da yetişen bir bitkiden elde edilen bir tür kafein), zeytinyağı</p>
<p>Bu karışımın etkileri</p>
<p>Selüliti önler, incelmeyi sağlar. Vücuttaki yağı azaltıcı etkisi ile eşsiz bir üründür. Guarana ve deniz yosunu ekstreleri lokalize yağlara karşı savaşır ve “portakal kabuğu” görünümünü ortadan kaldırır. Cilde dirilik verir, yumuşak ve pürüzsüz bir görünüm sağlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://saglik.corlu.org/2008/11/14/s686-cilt-guzelligi-icin-dogal-maskeler.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Sağlıklı bir cinsel hayat için</title>
		<link>http://saglik.corlu.org/2008/11/14/s683-saglikli-bir-cinsel-hayat-icin.html</link>
		<comments>http://saglik.corlu.org/2008/11/14/s683-saglikli-bir-cinsel-hayat-icin.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 Nov 2008 11:13:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[cinsellik]]></category>

		<category><![CDATA[cinsel hayat]]></category>

		<category><![CDATA[evlilikte cinsellik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://saglik.corlu.org/?p=683</guid>
		<description><![CDATA[* Sigara,içki ve stres&#8230;Bunlar yalnızca sağlığı bozmakla kalmıyor, cinsel hayatı da öldürüyor. Sağlıklı bir cinsel hayat için önce kötü alışkanlıklardan kurtulmak lazım.
* Sigara zaman zaman erotizm nesnesi olarak kullanılsa da cinsel yaşam açısından hiç de olumlu değil. Kötü kokusu bir yana, sigara dumanındaki birçok kimyasal madde damarlarda kasılmaya ve kan akımının azalmasına neden olur.
* Kan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>* Sigara,içki ve stres&#8230;Bunlar yalnızca sağlığı bozmakla kalmıyor, cinsel hayatı da öldürüyor. Sağlıklı bir cinsel hayat için önce kötü alışkanlıklardan kurtulmak lazım.</p>
<p>* Sigara zaman zaman erotizm nesnesi olarak kullanılsa da cinsel yaşam açısından hiç de olumlu değil. Kötü kokusu bir yana, sigara dumanındaki birçok kimyasal madde damarlarda kasılmaya ve kan akımının azalmasına neden olur.</p>
<p>* Kan akımı bozulan cinsel organlar daha az duyarlı hale gelir. Aynı şekilde sigara içen erkeklerin sperm kalitelerinin bozulduğu ve seks isteklerinin azaldığı da araştırılıp kanıtlanmıştır.</p>
<p>* Alkol normal miktarda alındığında cinsel bakımdan uyarıcı, çok miktarda alındığında ise cinsel isteği azaltıcı rol oynar.</p>
<p>* Seksten önce bizi gevşettiği, rahatlattığı, cesaret verdiği için içtiğimiz içki, dozunu kaçırdığımızda cinsel istekte düşüşe yol açar. Bedensel tepkileri geriletir, uyku verir.</p>
<p><strong>Stresli olduğumuzda seksten zevk alma oranımız düşer</strong></p>
<p>* İşte cinsel mutluluğumuzu en fazla etkileyen unsurlardan biri.</p>
<p>* Sigara ve alkolden farklı olarak, hiç ummadığımız bir zamanda ve irademiz dışında da onun etkisi altında kalabiliyoruz. Çünkü stres durumunda kandaki DHEA ve testosteron seviyesi düşer, stresli bir günün sonunda cinsel istek azalır.</p>
<p>* Vücuttaki stres hormonlarının artması, kan damarlarının daralmasına ve kan akımının azalmasına neden olur. Kısacası stres ve gerginlik durumunda cinsel istek ve cinsellikten zevk alma oranı azalır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://saglik.corlu.org/2008/11/14/s683-saglikli-bir-cinsel-hayat-icin.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Alkol meme kanseri riskini artırıyor</title>
		<link>http://saglik.corlu.org/2008/11/14/s680-alkol-meme-kanseri-riskini-artiriyor.html</link>
		<comments>http://saglik.corlu.org/2008/11/14/s680-alkol-meme-kanseri-riskini-artiriyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 Nov 2008 11:07:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kadınlara Özel]]></category>

		<category><![CDATA[Kanser]]></category>

		<category><![CDATA[kanser tedavisi]]></category>

		<category><![CDATA[meme kanseri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://saglik.corlu.org/?p=680</guid>
		<description><![CDATA[Alkol kanser ilişkisi pozitif
Yapılan daha önceki çalışmalarda da alkol tüketimiyle meme kanseri arasında bağlantı kurulmuş ancak, farklı türdeki alkollü içkilerin, diğerlerine göre daha riskli olup olmadığı konusunda çelişkili değerlendirmeler yapılmıştı.
Açıklama Barcelona&#8217;da yapıldı
ABD Oakland Üniversitesi Sürekli Tıbbi Bakım Programı&#8217;ndan Dr. Arthur Klatsky başkanlığındaki araştırma ekibi tarafından yapılan ve alkol türüne bakılmaksızın ne kadar tüketildiğinin incelendiği araştırma, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Alkol kanser ilişkisi pozitif</p>
<p>Yapılan daha önceki çalışmalarda da alkol tüketimiyle meme kanseri arasında bağlantı kurulmuş ancak, farklı türdeki alkollü içkilerin, diğerlerine göre daha riskli olup olmadığı konusunda çelişkili değerlendirmeler yapılmıştı.</p>
<p>Açıklama Barcelona&#8217;da yapıldı</p>
<p>ABD Oakland Üniversitesi Sürekli Tıbbi Bakım Programı&#8217;ndan Dr. Arthur Klatsky başkanlığındaki araştırma ekibi tarafından yapılan ve alkol türüne bakılmaksızın ne kadar tüketildiğinin incelendiği araştırma, İspanya&#8217;nın Barcelona kentinde düzenlenen Avrupa Kanser Örgütü&#8217;nün toplantısında açıklandı.</p>
<p>2 bin 829 vaka</p>
<p>Araştırmada, alkollü içki tüketimi alışkanlığı olan 70 bin 33 kadına, 1978 ve 1985 yılları arasında, sağlık tetkikleri sırasında sorular soruldu. 2004 yılına kadar bu kadınların 2 bin 829&#8242;una meme kanseri teşhisi kondu.</p>
<p>Klatsky ve ekibi, araştırmalarında kadınların hangi tür alkollü içki içtiğini ve ne kadar tükettiğini inceledi ve günde bir kadehten az içenlerle karşılaştırma yapıldı.</p>
<p>Araştırmacılar, şarap, bira ya da likör içen kadınlar arasında meme kanseri riski açışından bir fark bulunmadığını ortaya koydu.</p>
<p>Kadeh sayısı riski artırıyor</p>
<p>Araştırmaya göre, günde bir kadehten az içen kadınlarla karşılaştırılan, günlük alkol tüketimi günde bir ya da iki kadeh olan kadınların, meme kanserine yakalanma riski yüzde 10, günde 3 kadehten fazla içki içen kadınlarınki de yüzde 30 daha fazla bulunuyor.</p>
<p>Çalışmayla bağlantısı bulunmayan İtalya&#8217;daki Avrupa Onkoloji Enstitüsü&#8217;nden Patrick Maisonneuve, bu verilerin şimdiye kadar büyük ölçüde göz ardı edilen risk faktörleri olduğunu ifade etti.</p>
<p>Tür değil miktar</p>
<p>Maisonneuve, biradan daha sağlıklı olduğunu düşündükleri için kadınların şarap içmesinin doğru olmadığını, sorunun alkollü içkinin türüyle değil, tüketilen miktarla ilgili olduğunu belitti.</p>
<p>Bazı uzmanlar da çalışmalarda kalp rahatsızlığına karşı koruduğu ortaya konan kırmızı şarabın sağlıklı olduğu yönündeki çeşitli öneriler bulunması nedeniyle kafaların karışacağına işaret etti.</p>
<p>Başka bir uzman grubu ise alkol tüketiminin, kandaki kansere neden olabilecek hormon düzeyini artırdığını düşünüyor.</p>
<p>İngiliz Kanser Dergisi&#8217;nde (British Journal of Cancer) 2002&#8242;de yayımlanan verilerde, İngiltere&#8217;de yılda 44 bini bulan meme kanseri vakalarının yüzde 4&#8242;ünün alkol tüketimiyle bağlantısı bulunduğu ortaya konmuştu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://saglik.corlu.org/2008/11/14/s680-alkol-meme-kanseri-riskini-artiriyor.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Egzama nedir ? Belirtileri neler?</title>
		<link>http://saglik.corlu.org/2008/11/14/s677-egzama-nedir-belirtileri-neler.html</link>
		<comments>http://saglik.corlu.org/2008/11/14/s677-egzama-nedir-belirtileri-neler.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 Nov 2008 11:02:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>

		<category><![CDATA[Egzama]]></category>

		<category><![CDATA[Egzama tedavisi]]></category>

		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://saglik.corlu.org/?p=677</guid>
		<description><![CDATA[Belirtiler muhtelif
Farklı alerjik etkilerden dolayı, cildin çeşitli bölümlerinde ortaya çıkan bir deri hastalığıdır. Kabuklanma, pullanma, kızarıklık, kaşıntı gibi belirtileri vardır.
Bu deri hastalığı 4 evreden oluşur:
Kızarıklık Evresi: İlk belirtiler kaşıntı olarak kendisini gösterir,daha sonra ödemli kızarıklıklar oluşur.
Vezikül Evresi: Ciltteki kızarık alanlarda veziküller oluşur ve daha sonra bu veziküller birleşip lezyon oluştururlar.
Sulanma ve Kabuklanma Evresi: Veziküller patlayıp [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Belirtiler muhtelif</strong></p>
<p>Farklı alerjik etkilerden dolayı, cildin çeşitli bölümlerinde ortaya çıkan bir deri hastalığıdır. Kabuklanma, pullanma, kızarıklık, kaşıntı gibi belirtileri vardır.</p>
<p><strong>Bu deri hastalığı 4 evreden oluşur:</strong></p>
<p>Kızarıklık Evresi: İlk belirtiler kaşıntı olarak kendisini gösterir,daha sonra ödemli kızarıklıklar oluşur.</p>
<p>Vezikül Evresi: Ciltteki kızarık alanlarda veziküller oluşur ve daha sonra bu veziküller birleşip lezyon oluştururlar.</p>
<p>Sulanma ve Kabuklanma Evresi: Veziküller patlayıp içlerindeki su boşalınca, deri kurur ve cilt yüzeyinde sarımsı kabuklar oluşur. Bu kabuklara elle müdahale edilmemesinde fayda vardır çünkü zamanla düşerler.</p>
<p>Kepeklenme Evresi: Kabuklar döküldükten sonra pembemsi bir deri ortaya çıkar. Bu bölümde bir süre kepeklenme görülebilir. Sonunda egzama iz bırakmadan kaybolur.</p>
<p>Egzamanın Kontakt Dermatit (Temas Egzaması) ve Atopik Egzama olmak üzere çeşitleri vardır.</p>
<p>Temas Egzaması: Cildin duyarlı olduğu maddeyle temasa geçmesi sonucunda ortaya çıkar. Deriden içeriye sızan madde proteinlerle birleşip alerjik bir yapı kazanır. Cilt bu yabancı maddeyle savaşabilmek için antikorlar üretir ve sonuçta yukarıda 4 oluşum evresinden söz ettiğimiz şekilde egzama ortaya çıkar. Metal takılar, deterjanlar, çoraplar, sentetik giysiler temas egzamasına zemin hazırlayabilirler.</p>
<p>Atopik Egzama: Bu egzama çeşidi tamamen genetik kökenlidir. Bu tür egzamanın oluşumunda genetikle beraber, ter, ısı değişimleri, rutubet, stres, polen, yiyecek alerjileri de etkili olmaktadırlar. Bu gibi durumlarda hastanın alerji yapıcı etkenlerden uzak durması gerekmektedir. Ayrıca aşıyla da bağışıklık kazanılabilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://saglik.corlu.org/2008/11/14/s677-egzama-nedir-belirtileri-neler.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Erkeklerde erken yaşta damar tıkanıklığı artıyor</title>
		<link>http://saglik.corlu.org/2008/09/22/s675-erkeklerde-erken-yasta-damar-tikanikligi-artiyor.html</link>
		<comments>http://saglik.corlu.org/2008/09/22/s675-erkeklerde-erken-yasta-damar-tikanikligi-artiyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Sep 2008 06:04:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Erkek Hastalıkları]]></category>

		<category><![CDATA[damar hastaliklari]]></category>

		<category><![CDATA[damar tikanikligi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://saglik.corlu.org/?p=675</guid>
		<description><![CDATA[Sigara, stres, şeker hastalığı, obezite ve hipertansiyon özellikle erkeklerde erken yaşta damarların tıkanmasına yol açtığı için kalp krizi riskini artırıyor.
KONYA - Gelişmiş ülke vatandaşlarına göre Türk insanının 10-15 yıl daha az yaşadığını ifade eden Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Gök, yapılan araştırmalara göre, Türkiye’de ortalama yaşam [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sigara, stres, şeker hastalığı, obezite ve hipertansiyon özellikle erkeklerde erken yaşta damarların tıkanmasına yol açtığı için kalp krizi riskini artırıyor.</p>
<p><span class="textBodyBlack">KONYA - Gelişmiş ülke vatandaşlarına göre Türk insanının 10-15 yıl daha az yaşadığını ifade eden Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Gök, yapılan araştırmalara göre, Türkiye’de ortalama yaşam süresinin 65-70, gelişmiş ülkelerde ise 83-85 yıl olduğunu söyledi.</span></p>
<p>Prof. Dr. Hasan Gök, gelişmiş ülkelere göre Türkiye’de kalp damar hastalığının 15 yıl daha erken ortaya çıktığını belirterek, şunları kaydetti:<br />
“Kalp damar hastalıkları batı toplumunda 50 ile 60, Türkiye’de ise 30 ile 40 yaşları arasında görülüyor. Türkiye’de yaşayanlar emekli olur olmaz kalp ve damar hastalıklarıyla mücadele ediyor. Kalp hastalıkları ve damar tıkanıklıkları akşamdan sabaha gelişen bir durum değil. Temeli çocukluk yıllarında atılıyor. Bunu yaşam tarzı belirliyor. Özellikle gençlik yıllarında aşırı tüketilen fast food yiyecekler, kalp ve damar rahatsızlıkları için büyük risk oluşturuyor.”</p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><strong> DAMARLARI TIKAYAN ETKENLER</strong></span><br />
Gök, şeker hastalığının da kalp ve damarları olumsuz etkilediğini belirterek, Türkiye’de şeker hastalığının görülme riskinin yüzde 7 civarında olduğunu, birçok kişinin şeker hastası olduğunu bile bilmediğini söyledi.</p>
<p>Bir de gizli diyabetin olduğunu dile getiren Gök, “Bunun da oranı yüzde 5-6. Yani Türkiye’de her yüz kişiden 12-13’ünde şeker hastalığı görülüyor. Bu kişiler risk<br />
altında. Bununla birlikte kalp ve damar hastalıklarını tetikleyen en büyük etken obezite. Kadınlarda yüzde 40, erkeklerde yüzde 32 civarında obezite var” dedi.<br />
Sigaranın da damarları tıkayan önemli bir etken olduğunu vurgulayan Gök, şöyle devam etti:<br />
“Türkiye’de yaşayan 18-20 yaşın üzerindekilerin yüzde 60’ı sigara içiyor. ABD’de doktorlarda sigara içme oranı yüzde 1’in altında iken, bizde bu oran yüzde 35 civarında. Aşırı tuz tüketimine bağlı ortaya çıkan hipertansiyon da damarları zorluyor. Sigara, stres, şeker hastalığı, obezite ve hipertansiyon özellikle erkeklerde erken yaşta damarların tıkanmasına yol açtığı için kalp krizi riskini artırıyor. 35 yaşındaki bir kişinin aşırı sigara tüketimi ve stres yüzünden damarlarının tıkanması çok üzücü.”</p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><strong> ERKEKLER KADINLARDAN 8 KAT FAZLA YAKALANIYOR</strong></span><br />
Kadınların menopoza kadar bu konuda ciddi bir sorun yaşamadığını belirten Gök, “50 yaşın altında erkeklerde kalp ve damar hastalıklarına yakalanma oranı kadınlara göre 8 kat fazla. Bunda erkeklerin stresli iş ortamında bulunmaları da büyük etken. Olaylara, yaşananlara biraz daha esnek ve hoşgörülü yaklaşmak gerekiyor. Stresi ortadan kaldırmak aslında çok da zor değil” dedi.</p>
<p>Bu konuda yöneticilerin biraz daha duyarlı olmaları gerektiğini vurgulayan Gök, “Belediyelere de görevler düşüyor. Yürüyüş ve egzersiz için yerlerin yapılması gerekiyor. Yaşam tarzındaki bazı değişikliklerle kalp ve damar hastalığı riski azaltılabilir” diye konuştu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://saglik.corlu.org/2008/09/22/s675-erkeklerde-erken-yasta-damar-tikanikligi-artiyor.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Alzheimer riski yaş ilerledikçe artıyor</title>
		<link>http://saglik.corlu.org/2008/09/22/s672-alzheimer-riski-yas-ilerledikce-artiyor.html</link>
		<comments>http://saglik.corlu.org/2008/09/22/s672-alzheimer-riski-yas-ilerledikce-artiyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Sep 2008 06:01:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>

		<category><![CDATA[Alzheimer]]></category>

		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://saglik.corlu.org/?p=672</guid>
		<description><![CDATA[İSTANBUL - VKV Amerikan Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Dr. Bülent Kahyaoğlu kesin olarak bir tedavisi olmayan hastalıkta diğer tıp dışı tedavi yöntemleri ile birlikte erken tanının hastanın sosyal çevreye kazandırılması açısından önemli olduğunu söylüyor.
VKV Amerikan Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Dr. Bülent Kahyaoğlu, 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü dolayısıyla bu hastak hakkında bilgi verdi.
1. Alzheimer hastalığı nedir?
Alzheimer hastalığı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span class="textBodyBlack">İSTANBUL - VKV Amerikan Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Dr. Bülent Kahyaoğlu kesin olarak bir tedavisi olmayan hastalıkta diğer tıp dışı tedavi yöntemleri ile birlikte erken tanının hastanın sosyal çevreye kazandırılması açısından önemli olduğunu söylüyor.</span></p>
<p>VKV Amerikan Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Dr. Bülent Kahyaoğlu, 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü dolayısıyla bu hastak hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>1. Alzheimer hastalığı nedir?</strong><br />
Alzheimer hastalığı halk arasında bunama olarak bilinen, tıp dilinde demans olarak adlandırılan bir hastalık tablosudur. Bunama sebepleri içinde en sık görülen hastalıktır. Hastalık, her yaşta görülebilir ama özellikle 60 yaşından sonraki yaşlarda görülme sıklığı artış gösterir. Kişinin aklını kullandığı bütün alanlarda ilerleyici bir kayıpla giden hastalık tablosudur.</p>
<p><strong>2. Hastalığı tetikleyen nedenler nelerdir, stresi de bu nedenlerden biri olarak sayabilirmiyiz?</strong><br />
Alzheimer hastalığının kesin nedeni bugünkü bilgilerimize göre bilinmemektedir. Hastalık oluşumunun, belirli genetik eğilimleri taşıyan bireylerde çevresel etmenlerin yardımı ile geliştiği düşünülmektedir. Çevresel etmenlerden en çok suçlananlar; besinlerle geçen ağır metal zehirlenmeleri, viral enfeksiyonlar ve radyoaktivite olarak sayılabilir. Bu faktörlerden hiç birini tek başına neden olarak doğrulayan bir çalışma yoktur, ancak sözkonusu faktörler genel sağlığı bozarak her çeşit hastalıkta olduğu gibi Alzheimer’e da uygun zemini hazırlarlar. Stres genel anlamda bağışıklık sistemini baskılayarak her tür hastalık gelişimini kolaylaştırır. Alzheimer da kronik bir hastalık olarak başlangıç ve gelişim dönemlerinde stresten son derece etkilenir.</p>
<p><strong>3. En belirgin belirtileri nelerdir? </strong><br />
Başlangıçtaki belirtiler çeşitli olabilir. Hastalık, kişinin eğitim, sosyoekonomik ve gündelik uğraşları ile ilişkili olarak daha önce yapabildiği şeyleri yapamaması şeklinde kendini gösterir. Genel anlamda ilerleyici unutkanlık herkesin dikkatini çeker. İsim ve küçük eşyaların yerlerini unutmak gibi doğal yaşlanma unutkanlıklarını aşar ölçüde unutkanlıklar başlar. Unutkanlık kişinin günlük ilişkilerini etkiler boyuta ulaşır. Kişilik değişiklikleri, alınganlıklar ve başkalarını suçlayıcı ifadeler kullanmalar başlangıç belirtileri olabilir. Alışverişte para üstü alıp vermede ya da alınacak şeylerin unutulmasında yaşanan zorluklar giderek artar. Yön bulma duyusunun bozulması ile yakın çevre dışındaki yerlerde kaybolmalar kendini gösterir. Hastalığın daha ileri evrelerinde, yeni şeyleri öğrenmede yaşanan zorluklar nedeniyle gazete okuma, televizyon seyretme gibi gündelik işlevler yapılamaz hale gelir. Hastalar yapamadıkları ve giderek uzaklaştıkları bu uğraşları “Hep aynı şeyler var, sıkılıyorum, zaten istemiyorum” diyerek geçiştirme eğilimindedirler.</p>
<p><strong>4. Hastalık kimlerde ve ne sıklıkla görülür?</strong><br />
Cins ayrımı yapmadan her yaş diliminde görülebilir, ancak yaşlanma ile birlikte görülme sıklığı artar. 40 yaşında 100 binde 40 olan sıklık, 60 yaşında 140, 80 yaşının üstünde 10 bine kadar çıkar. Damar sertliği öyküsü olan ve tansiyon, şeker, kolesterol yüksekliği olan kişilerde beyin damar yaşlanmasının hızlanması nedeniyle görülme sıklığı ve şiddeti artar. Genetik yatkınlık olmakla birlikte ailede yakın bireylerin Alzheimer olmaları diğer bireylerin riskini çok fazla artırmaz.</p>
<p><strong>5. Nasıl teşhis edilir?</strong><br />
Hastalığın tanısı klinik olarak konulur. Tedavi edilebilir bunama nedenlerinin uygun laboratuvar görüntüleme yöntemleri ile dışlanması sonucu, gerek nörolojik muayene gerekse nöropsikolojik testler yardımı ile hastanın tablosu isimlendirilir. ‘PET’ ismi verilen beyin hücrelerinin glukoz kullanma hızını ölçen özel bir test yardımı ile özellikle başlangıç evresinde beyin metabolizması değerlendirilerek doğru tanının erken dönemde konulması sağlanabilir.</p>
<p><strong>6. Hastalıkta erken tanının önemi var mıdır?</strong><br />
Hastalığın tedavisinde kullanılan ve elimizde şu anda bulunan ilaçlar ilerlemeyi durdurucudur ama iyileştirici değildir. Bu nedenle ne kadar erken dönemde tanı konur ise hem ilaçlardan yararlanma, hem de sosyal çevrenin düzenlenmesi açısından yararlı olur.</p>
<p><strong>7. Hastalığın evreleri nasıl seyreder?</strong><br />
Hastalığın evrelerinin gelişimi tümüyle kişiseldir. Bazı insanlarda çok hızlı seyir gözlenirken bazılarında oldukça yavaştır. Bütün sinir sisteminde görülen dejeneratif hastalıklarda, hastalık belirtilerinin ortaya çıkmasından önce uzun süreli belirti vermeyen bir dönem vardır. Bu dönemlerde gözden kaçabilecek küçük değişiklikleri yakalamak tanı ve tedavi açısından önemlidir. İleri evrelerde tedavi ve bakım kalitesi sürecin gidiş hızını ve sonunu belirler.</p>
<p><strong>8. Hastalığın tedavisi var mıdır, varsa nasıldır? </strong><br />
Özellikle erken ve orta evrelerde kullanılmak üzere iki grupta sınıflandırılan ilaçlar vardır. Bu ilaçlar hastalığın ilerlemesini yavaşlatma etkisine sahiptirler. Henüz belirtileri geri çevirecek ilaç yoktur. Bu ilaçların tek başına ya da birlikte kullanımı ile kişiye ve evreye özel tedavi düzenlenir. Özellikle orta ve ileri evrelerde hastanın kendine olan bakımı ve beslenmesi de bozulacağı için, bunların izlenmesi gereklidir. Sağlıklı ve düzenli beslenme, diğer hastalıklardan mümkün olduğunca korunma ve yatağa bağlı hale gelmiş hastalarda özel bakım hizmeti çok önemlidir. Alzheimer hastaları; beslenme bozuklukları, enfeksiyonlar ve nedeni tam olarak bilinmeyen nedenlerle yaşıtlarına göre daha erken ölürler.</p>
<p><strong>9. Alzheimer genetik bir hastalık mıdır ya da bulaşıcı mıdır?</strong><br />
Bulaşıcı değildir. Genetik yatkınlığı olan kişilerde görülür. Ama kuşaktan kuşağa çok net geçişi yoktur.</p>
<p><strong>10. Yakalanmamak için alınabilecek önlemler var mıdır? Varsa nelerdir?</strong><br />
Vücut ve zihin sağlığını mümkün olduğunca zinde tutmak çok etkilidir. Özellikle damar sertliğine yol açabilecek aşırı kilo, tansiyon yüksekliği, şeker yüksekliği, hareket azlığı, kolesterol yüksekliği gibi nedenler hastalığa zemin hazırlar. Sağlıklı beslenme, temiz havada bol egzersiz ve özellikle zihni açık tutacak her türlü çalışmaya katılmak koruyucu olarak etkilidir. Yaş ne olursa olsun yeni şeylerin merak edilerek öğrenilmesi zihin sağlığı için çok önemlidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://saglik.corlu.org/2008/09/22/s672-alzheimer-riski-yas-ilerledikce-artiyor.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Akciğer kanserinde genetik faktörü</title>
		<link>http://saglik.corlu.org/2008/09/12/s670-akciger-kanserinde-genetik-faktoru.html</link>
		<comments>http://saglik.corlu.org/2008/09/12/s670-akciger-kanserinde-genetik-faktoru.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Sep 2008 20:12:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>

		<category><![CDATA[akciğer kanseri]]></category>

		<category><![CDATA[sigara]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://saglik.corlu.org/?p=670</guid>
		<description><![CDATA[Aynı kromozom bölgesindeki bazı genetik farklılıkların, sigara içse de, içmese de, ailesinde akciğer kanserine yakalananların olduğu kişilerde bu kansere yakalanma riskini 5-7 kat artırdığı bildirildi.
ABD&#8217;nin St. Louis kentindeki Washington Üniversitesinden Dr. Ming Yu, &#8220;sigara kullananların bazılarının akciğer kanserine yakalanmadığını, bunun da sigara içenler ile kansere yakalananlar arasında genetik farklılıkların var olduğunu düşündürdüğünü&#8221; belirtti.
Üniversiteye bağlı Siteman [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Aynı kromozom bölgesindeki bazı genetik farklılıkların, sigara içse de, içmese de, ailesinde akciğer kanserine yakalananların olduğu kişilerde bu kansere yakalanma riskini 5-7 kat artırdığı bildirildi.</p>
<p>ABD&#8217;nin St. Louis kentindeki Washington Üniversitesinden Dr. Ming Yu, &#8220;sigara kullananların bazılarının akciğer kanserine yakalanmadığını, bunun da sigara içenler ile kansere yakalananlar arasında genetik farklılıkların var olduğunu düşündürdüğünü&#8221; belirtti.</p>
<p>Üniversiteye bağlı Siteman Kanser Merkezinden Yu, bazı ailelerin akciğer kanserine yakalanma riskinin yüksek olduğunun bilindiğini, buna bağlı kalıtsal etkenler belirlenebilirse, bu kişilerin kansere yakalanmasının önlenebileceğini söyledi.</p>
<p>Bu varsayımlardan yola çıkan araştırmacılar, ailesinde akciğer kanserine yakalananların olduğu 194 kişinin genetik profilini, ailesinde bu kansere rastlanmayan 219 kişiyle karşılaştırdı. 300 binden fazla kalıtsal farklılığı belirlemek üzere bu kişilerin DNA örnekleri incelendi.</p>
<p>Akciğer kanserinin görüldüğü ailelerde birçok kromozom üzerinde genetik farklılıklar belirlendi, ancak 15. kromozom üzerindeki genetik farklılıkların kanserle daha fazla bağlantılı olduğu saptandı.</p>
<p>Araştırmacılar, ailesinde akciğer kanseri görülen ve 15. kromozomlarında genetik farklılıklar olan kişilerin akciğer kanserine yakalanma riskinin kontrol grubuna göre 5,7 ila 7,2 kat fazla olduğunu vurguladı. Bu kromozom bölgesinde, 3&#8242;ü nikotin bağımlılığında rol oynayan, proteinleri kodlayan birçok genin bulunduğuna da dikkat çekildi.</p>
<p>Bu genlerin kanser tümörlerinde etkin olduğunu ve hücrenin çoğalması ya da ölmesinde rol oynadığını ifade eden Yu, bunların akciğer kanserinin gelişimindeki kesin rolü belirlemek ve tedavi için hedef olarak alınıp alınmayacaklarını saptamak için başka araştırmaların yapılması gerektiğini belirtti.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://saglik.corlu.org/2008/09/12/s670-akciger-kanserinde-genetik-faktoru.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Sağlıklı bir kalp için dişler önemli</title>
		<link>http://saglik.corlu.org/2008/09/12/s667-saglikli-bir-kalp-icin-disler-onemli.html</link>
		<comments>http://saglik.corlu.org/2008/09/12/s667-saglikli-bir-kalp-icin-disler-onemli.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Sep 2008 20:04:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>

		<category><![CDATA[diş fırçalama]]></category>

		<category><![CDATA[kalp]]></category>

		<category><![CDATA[kalp krizi]]></category>

		<category><![CDATA[sigara kullanımı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://saglik.corlu.org/?p=667</guid>
		<description><![CDATA[İrlanda&#8217;nın başkenti Dublin&#8217;de düzenlenen Genel Mikrobiyoloji Derneğinin toplantısında, Bristol Üniversitesinden Prof. Howard Jenkinson, kalp hastalıklarının sigara kullanımı, kolesterol seviyesinin yüksek olması ve aşırı kiloya bağlı olduğuna ilişkin bilgileri bir yana koyarak, diş temizliğinin kalbi sanıldığından fazla etkilediğini belirtti.
Jenkinson&#8217;a göre &#8220;sağlıklı ve ince olmak önemsiz. Eğer dişlerin durumu kötüyse kalp hastalığına yakalanma riski artıyor&#8221;.
İrlanda Cerrahlar Kraliyet [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İrlanda&#8217;nın başkenti Dublin&#8217;de düzenlenen Genel Mikrobiyoloji Derneğinin toplantısında, Bristol Üniversitesinden Prof. Howard Jenkinson, kalp hastalıklarının sigara kullanımı, kolesterol seviyesinin yüksek olması ve aşırı kiloya bağlı olduğuna ilişkin bilgileri bir yana koyarak, diş temizliğinin kalbi sanıldığından fazla etkilediğini belirtti.</p>
<p>Jenkinson&#8217;a göre &#8220;sağlıklı ve ince olmak önemsiz. Eğer dişlerin durumu kötüyse kalp hastalığına yakalanma riski artıyor&#8221;.</p>
<p>İrlanda Cerrahlar Kraliyet Kolejinden Dr Steve Kerrigan da &#8220;ağzın, muhtemelen vücudun en kirli yeri olduğunu&#8221; belirterek, dişlerin düzenli fırçalanmamasının dişeti kanamalarına, bunun da ağızdaki yüzlerce bakterinin kan damarlarına girmesine neden olduğuna dikkati çekti.</p>
<p>Kerrigan, bakterilerin burada, kanda bulunan, pıhtılaşmayı sağlayan plaketlere yapışarak kanın bir bölümünün kalbe ulaşmasını engellediğini ve kalp krizi riskini artırabildiğini vurguladı.</p>
<p>Yeni Zelanda&#8217;daki Otago Dunedin Üniversitesinden Prof. Greg Seymour ve ekibi de temiz olmayan ağızdaki bakteriler ve damar sertliği arasındaki ilişkiyi araştırdı.</p>
<p>Bilim adamları, ağzın temiz olmaması durumunda akyuvarların atardamar dokusunda birikebildiği, bunun da damar sertliğine yol açabileceği sonucuna vardı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://saglik.corlu.org/2008/09/12/s667-saglikli-bir-kalp-icin-disler-onemli.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
